Bu hikaye ilk defa At Kafası Dergi 3. sayıda yayımlanmıştır. Sonsuzluğa gidecek bir arayış, buluş ve kayboluş aşkına yollara düştüğüm o kış, Norveç’te ölü bir palyaçoya makyaj yaptıktan birkaç hafta sonra Danimarka’nın küçük bir kasabasındaki küçük bir kilisede çok gizli bir ayine katıldım. Tüm o kış boyunca, yollarda, yolculuklarda, otobanlarda, sokaklarda, kaotik şehirlerde, durağan kasabalarda, […]

Başında şapkası, sırtında çantası ile kaşlarını çatmış tırnağını yiyerek yol kenarında onu beklediğini gördüğünde anlamıştı adam. Bu akşam sevişeceklerdi, kararını vermişti. Zaten her aklına eseni söylediğinden bunu da arabaya bindiği anda söyledi. ‘Bu gece sevişmek istiyorum!’ Ve adamın konuşmasına bile müsaade etmeyerek radyonun sesini sonuna kadar açtı, başını camdan dışarı çevirdi, yol adamın evine varana […]

Kasım ayının yağmurlu ve dondurucu herhangi bir gününün akşam karanlığında, aceleyle evlerine ya da davetli oldukları akşam yemeklerine yetişmeye çalışan kalabalığın arasından yakın bir dostumla olan randevuma zamanında varabilmek için Beyoğlu’nda koşar adım yürüyordum ki birden çok tuhaf bir şey oldu. Pera Palas otelinin önünden, Alice’in peşine düştüğü tavşan gibi, saatime bakarak aceleci adımlarla geçtiğim […]

Çizim: Paula Rego   I Çığlıklar, hırıltılar, inlemeler, haykırmalar, ağlamalar… Önce yaşlı kadın başını uzattı apartman boşluğuna, yaşının verdiği onulmaz bir merakla. Aralık kapıdan sızan soluk sarı ışıkla beraber bigudili kafasının gölgesi düştü mozaik taşlarla kaplı koridora. Birkaç nefes sonra alt kattaki izbe dairede yaşayan orta yaşlı ressamın tozlu ayak izi kaldı o gölgenin üzerinde. […]

         ………….             Aynaya baktı kadın. Çırılçıplak bedenine. Başındaki zifiri karanlık başlığa ve yanaklarından süzülen kapkara rimellere. Sonra da elindeki parlak turuncu parfüm şişesine. Yanından ayrılalı sadece 5 saat olmuştu ve elleri hala onun saçları kokuyordu. Dudaklarında onun sigarasının tadı vardı ve sanki kolları hala var gücüyle […]

Size kendimi anlatmamaya çalışarak aslında berbat bir kısır döngü içinde dönüp dolaşıp yine kendimi anlatmak zorunda kalacağım Bay K. O yüzden en iyisi susmak. Hem sizin de çok iyi bildiğiniz gibi hep insanların birbirini ne kadar tanırsa o kadar çok nefret edeceğini düşünmüşümdür. Sırf bu yüzden anlatmak ve anlaşmak ve anlaşılmak kelimelerinden nefret ettiğimi de […]

Bu hikaye ilk defa Kültür Mafyası Dergisi’nde yayınlanmıştır. Lanetli zamanlardı. Param, işim, yapacak hiçbir şeyim, en çok da anlatacak hikayelerimin olmadığı zamanlar… Londra’da, dibe vurmuş insanların yaşadığı eski püskü, karanlık bir semtte, gelen gidenin her gün değiştiği, kimin kim ve kiminle olduğu belli olmayan ve vaktin akışkan bir maddeymiş gibi esrarlı cigaralar ve şarap şişeleri […]

Bu hikaye ilk defa At Kafası Dergi 1. sayıda yayımlanmıştır. Devletin tüm sistemlerinin, ailemin sıkıcı ‘adam ol’ öğütlerinin, işe yaramaz okul derslerinin ve en çok da yakıcı Akdeniz güneşinin tepemde ateşten birer kılıç gibi sallandığı o sonbahar, kuzey ışıkları altında ölü bir palyaçoya makyaj yaptım. Kocaman bir ‘hiç’ten oluşmasını planladığım hayatıma zorla dayatılan beyaz badanalı […]

Sonsuz bir arayış ve kayboluş senfonisinde öylesine akıp giden yolların beni binlerce kilometre uzaktaki soğuk, mutsuz ve dipsiz bir ülkenin köhne bir yer altı barına fırlattığı o zifiri karanlık gece, hayatımın sonuna kadar lanetini, iğrenç nefretini ve de yok edemediğim sevgisini içimde taşıyacağım bir adamla karşılaştım. Cam tavanda parlayan kocaman bir dolunayın altında kurt maskeleriyle […]

Antik Yunan’daki mermer sütunların mükemmelliğindeydi uzun, beyaz bacakları. Belki de bu yüzden Yunan Tanrıçaları kadar asildi güzelliği. Cevherinde saf ve som bir kusursuzluk vardı. Geçmişten, her şeyin mümkün olduğu ve güzelliğin sadece Tanrıçalara mal olduğu büyülü bir zamandan gelmiş gibi isli ve puslu bakıyordu gözleri. Bu Dünya’ya, bu zamana, bu mekâna, bu ana ve bu […]

Bu öykü ilk defa Kültür Mafyası Dergisi’nde yayımlanmıştır.  Issız bir hiçliğin ortasında uzun zamandır savrulan ruhumu nereye koyacağımı bilemeden saatlerce dolaştım, İstiklal Caddesi’nin üzerine şimşekler yağan ıslak sokaklarında. Tünel’den Meydan’a, sonra tekrar Tünel’e ve tekrar Meydan’a. Ama nafile. Beynimin en derininde, boğazlanan bir hayvan gibi kesik çığlıklar atarak kanayan benliğimi susturmak için yürüdüm biçare. Izdırap […]

Tek başıma, her şeyi binlerce kilometre uzaklara bırakıp arkama bakmadan kaçtığım o yaz adamın biri Leicester Meydanında başıma bir silah dayadı. Okul, aile, aşk, sistem, hayaller, ideolojiler, vs. gibi saçmalıklarla uğraşmaktan gına gelip deliler gibi yazdığım, ama sadece yazdığım zamanlardı. Londra’nın yakınlarında küçük bir kasabada boktan, yıkık dökük bir pansiyon, geçici bir iş, tek gidiş […]

Bu öykü ilk defa Kültür mafyası Dergisi’nde yayınlanmıştır. Adamın gırtlağını ani bir hareketle kestikten sonra fışkıran kanlara aldırmadan soğukkanlılıkla bıçağı cesedin ceketine silip cebine attı ve karın üzerine oturup bir sigara yakarak can çekişmekte olan kurbanına baktı. Hırsla ekranı kapattım ve bir sigara yaktım. Dışarıda dün akşamdan beri belirli aralıklarla lapa lapa yağan kar sabaha […]

 Bu polisiye öykü serisi ilk defa Felsebiyat Dergisi’nde yayınlanmıştır. Gecenin karanlığında, kaldırımda yürüyen sarışın kadının topuk sesleri yankılandı tenha caddede. Mini eteği, beline kadar uzun sapsarı saçları, kan kırmızı rujuyla ve baştan çıkarıcı adımlarıyla direğe yaslanmış sigara içen adama gülümseyerek yaklaştı. Siyah deri eldivenli elinde yanmayan bir sigara vardı. Kadını görünce adamın gözleri parladı, nefesi […]

Kur. Yaz. Yık. Kaybet. Tüm döngü bundan ibaret. Ve at yarışlarından, kahverengi bira şişelerinden, sigara kağıtları üzerine yazdığın kitap fikirlerinden, cebindeki 20 kuruştan, söylenen yalanlardan, şans oyunlarından, tükenmeyen kabuslardan, raflarda dizili boktan ‘çoksatan’ kitaplardan ve kendi kendini kovduğun mekanlardan. Bilinen tek sona ulaşmanın binlerce yolunu öğren. ‘O’ yere çıkan farklı yolları. Sonra yine küfret ve […]

bana kendinizi anlatmayın bayım çünkü siz de yabancısınız kendinize delicesine inandığınız uçrak yalanlar ve yoksulluğunuzun üzerini örttüğünüz pırıltılı kahkahanız kadar bana kendinizden bahsetmeyi bırakın bayım çünkü çok iyi biliyorum ki düşleriniz bile orospu sarısı       – ki size bir sır vereyim mi bayım                            zaten tüm kadınlar                                         sahte ışıltıları                                                 tek bakışta anlarlar – bana […]

  bütün gece bayım rüyamdaydınız paramparça ama öyle değilmiş aslında bir kadının bedeninde parçalanmış dudaklarınız   gerçek veya hayal ya da rüya hem gerçek nedir ki sonunda?   içine boşaldığınız kadının rahminin içine boşalmak istediğiniz kadının rahminden çıkarılmasıdır dişlerinizi vahşice batırıp emmek istediğiniz kanla emdiğiniz kanın aldığınız zevkle toplanmasıdır ellerinizin üzerinde dolaştığı vücudun zihninizin üzerinde […]

Bu polisiye öykü serisi ilk defa Felsebiyat Dergisi’nde yayınlanmıştır. Eceabat feribotuyla Çanakkale’ye demir atan Eva ve Kaya, eski Mustang’i limana yakın bir otoparka koyduktan sonra indiler. Saat 18.30’u biraz geçiyordu ve gün Çanakkale boğazının üzerine portakal rengi ışıklarını dökerek yavaşça batıyordu. Kaçtıklarının anlaşılmasına yaklaşık 9 saat kalmıştı ve geçen her dakika onları Kampüs’ün soğuk kanlı […]